Başkasının hayatında kendini bulmak...
Hiç, bir şarkıyı dinlerken, bir resme bakarken, bir şey izlerken, hem kendinizi kaybettiniz hem de kendinizi buldunuz mu? Nefes alıyor olduğunuzu bile bile nefesiniz kesilmiş hissettiniz mi bu his karşısında? Kalabalıklar içerisinde yalnız kalmışlığını, güzellikler içinde acılara hapsolmuşluğunu paylaştığınızı hissettiniz mi hiç sizden yıllar yıllar öncesinde yaşamış olan bir insanın?
Bunca şeyi hissetmek için bugün ne mi yapmış olabiliriz?
Bugün, uzun süredir gitmeyi planladığımız ama "işten güçten" zaman ayırıp da bu zamana kadar bir türlü gidemediğimiz Van Gogh Alive sergisindeydik.
Öncelikle sergiden sonrasında da bize hissettirdiklerinden bahsedelim efendim. Sergi büyük panolara ünlü ressamın tablolarının yansıtılmasıyla sizlere görsel bir şölen sunuyor. Sergiye girmeden önce büyük ressamla ve tablolarıyla ilgili bilgilerin yer aldığı bölüm sizleri karşılıyor. Ardından siyah bir koridor eşliğinde sergi bölümüne geçiyorsunuz. Sergi alanına siyahlar hakim. Ünlü tablolar birer birer panolara yansıtılıp belirli zaman aralıklarıyla değişiyor. Arka fonda klasik müzik şöleni bu eşsiz görsel zevke eşlik ediyor. Tablolar bir bir yansırken duvarlara, kendinizi birden bire Van Gogh'un büyülü dünyasında buluveriyorsunuz. Gözünüzün önünden geçerken renkler, desenler; her bir fırça darbesini bütün benliğinizle hissetmeye başlıyorsunuz. Bu büyük ressamın acılarını, arzularını, tutkularını, heyecanlarını, sevincini ve korkularını tablolarına ne denli başarılı bir şekilde yansıtmış olduğunu görürken büyüleniyorsunuz. Serginin en etkileyici yanlarından birini de şüphesiz, tablolarla birlikte ressamın yalnız ama coşkun hayat hikayesini her bir sözcüğüyle size derinden hissettiren sözlerinin yansıtıldığı cümleler oluşturmakta. Ressamın her bir sözüyle ayrı bir düşünce alemine dalarken müziğin ve renklerin oluşturduğu büyülü dünya dört bir yanınızı sarıyor. Tablolar akıp bitse de ayrılamıyorsunuz oradan. Sanki tablolara her bakışınızda, her bir fırça darbesinde farklı bir ışık, farklı bir bakış görüyorsunuz hayata dair.
Ardından sergiden ayrılıyor ve zamanında hiç de değer görmemiş olan "deli" bir ressamın, yıllar yıllar önceki fırça darbeleriyle, yıllar yıllar sonrasında yaşayan insanları nasıl da farklı dünyalara sürükleyebiliyor oluşuna tanıklık etmişliğin verdiği mahmurlukla, yüzünüzde şaşkın ama üzgün bir gülümsemeyle devam ediyorsunuz yaşamaya; dünyada görmeniz, tanımanız ve hissetmeniz gereken daha kimler kimler, daha neler neler olduğunu merak ederek...
Begüm
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder